Türkiye–AB arasında vize serbestliği neden hâlâ sağlanamıyor?
Duygu Alkan
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında uzun süredir gündemde olan vize serbestliği meselesi,hem resmi veriler hem de akademik değerlendirmeler ışığında hâlâ çözüme ulaşmış değil. Schengen vizesi başvurularında yaşanan artış ve buna paralel olarak yükselen ret oranları, sürecin yalnızca teknik kriterlerle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Avrupa Komisyonu verilerine göre Türkiye, Schengen vizesine en fazla başvuru yapan ülkeler arasında üst sıralarda yer alıyor. 2024 yılında Türkiye’den yapılan 1 milyonun üzerindeki başvurunun yaklaşık yüzde 14,5’i reddedildi. Bu oran, 2023 yılında yüzde 16 seviyesindeydi. Daha uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında ise artış daha çarpıcı: 2010’lu yılların ortasında yüzde 4 civarında olan ret oranlarının bugün üç katından fazla artmış olması, Avrupa ülkelerinin Türkiye’den gelen başvurulara karşı daha temkinli bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Elif Uzun, vize meselesinin temelinde devletlerin egemenlik hakkının yattığını vurguluyor. Uzun’a göre uluslararası hukuk açısından hiçbir devlet başka bir ülkenin vatandaşına vize verme zorunluluğu taşımıyor. “Bir devlet, ülkesine kimin girip giremeyeceğine kendisi karar verir. Bu, egemenlik yetkisinin bir parçasıdır” diyen Uzun, bu durumun pratikte karşılıklılık ilkesiyle dengelendiğini ifade ediyor.

Ancak Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki vize sorununun yalnızca hukuki bir mesele olmadığı da açık. Uzun’a göre son yıllarda ret kararlarının arkasında giderek daha fazla siyasi ve toplumsal faktörler etkili oluyor. Özellikle genç başvurucular söz konusu olduğunda, Avrupa ülkelerinin “geri dönmeme” riskini dikkate aldığına dikkat çeken Uzun, ret gerekçelerinde sıklıkla ülkenin ekonomik ve siyasi durumuna atıf yapıldığını belirtiyor. Aynı ülkeden başvuran bireyler arasında dahi farklı sonuçların çıkabilmesi, değerlendirme sürecinin büyük ölçüde bireysel ve yoruma açık olduğunu gösteriyor.
Vize serbestliği sürecinin tıkanmasında Avrupa Birliği’nin göç politikalarının da belirleyici rol oynadığı görülüyor. Özellikle son yıllarda artan düzensiz göç hareketleri, Avrupa’nın sınır güvenliğini önceliklendirmesine yol açtı. Bu durum, vize politikalarının da daha sıkı hale gelmesine neden oldu. Uzun, vize almanın zorlaşmasının beklenmedik bir sonucu olarak düzensiz göçü teşvik edebileceğini ifade ediyor. Ona göre, yasal yolların kapanması bazı bireyleri daha riskli ve insan hakları açısından sorunlu alternatiflere yöneltebiliyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin genel seyri de vize politikalarını doğrudan etkiliyor. Uzun, uluslararası ilişkilerde siyasi atmosferin belirleyici olduğunu vurgulayarak, “Devletler arasındaki güven azaldığında bu durum vize süreçlerine de yansır” değerlendirmesinde bulunuyor. Bu bağlamda, son yıllarda iki taraf arasında yaşanan siyasi gerilimlerin vize süreçlerini dolaylı olarak etkilediği ifade ediliyor.
Hukuki açıdan bakıldığında ise Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Ankara Anlaşması dikkat çekiyor. Bu anlaşma, özellikle hizmet sunumu yapan belirli gruplar için vize kolaylığı öngörse de uygulamada bu hakların sınırlı kaldığı görülüyor. Avrupa Birliği’nin güvenlik ve göç politikalarını gerekçe göstererek bu yükümlülükleri tam anlamıyla hayata geçirmediği belirtiliyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında vize serbestliğinin sağlanamaması tek bir nedene indirgenemeyecek çok katmanlı bir sorun olarak öne çıkıyor. Uluslararası hukuktan kaynaklanan egemenlik hakları, karşılıklı güven eksikliği, göç politikaları ve siyasi ilişkiler bir araya geldiğinde, vize serbestliği sürecinin neden ilerlemediği daha net anlaşılıyor. Mevcut tablo ise kısa vadede Türkiye vatandaşları için vizesiz Avrupa hedefinin gerçekleşmesinin zor olduğunu gösteriyor.
