Eskisehir in Europe

Gümrük birliği anlaşması yerli ihracatçı firmalar için zorluk yaratıyor mu?

Tanju Güler

Çamsan İthalat ve İhracat Müdürü Kaan Sedef, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mevcut Gümrük Birliği çerçevesinin günümüz küresel ticaret koşullarıyla artık tam anlamıyla uyumlu olmadığını ve acil şekilde modernize edilmesi gerektiğini belirtti. Sedef, ihracatçıların teknik gereklilikler, gümrük prosedürleri ve lojistik kaynaklı gecikmeler nedeniyle giderek artan bir baskı altında olduğunu vurguladı.

Çamsan Fabrikası içinde çalışanlar.

1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşması, uzun yıllardır Türkiye–AB ticaret ilişkilerini şekillendiriyor. Ancak küresel tedarik zincirlerindeki değişimler, daha sıkı çevre düzenlemeleri ve dijital ticaretin yükselişi, sistemin güncellenmesi gerektiğine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

AB ticaretinde artan uyum maliyetleri

Sedef, ihracatçılar için en büyük sorunlardan birinin Avrupa teknik standartlarına uyum olduğunu belirtti. CE işareti, çevre düzenlemeleri ve kalite sertifikaları gibi zorunlulukların üretim maliyetlerini ciddi şekilde artırdığını ifade etti. “AB pazarına erişebilmek için üretim süreçlerinin sıkı standartlara tamamen uyumlu olması gerekiyor. Laboratuvar testleri, sertifika yenilemeleri ve üretim hatlarında yapılan düzenlemeler ek finansal yük oluşturuyor” dedi. Ayrıca sürdürülebilirlik gerekliliklerinin giderek daha sıkı hale geldiğini ve şirketlerin sürekli uyum yatırımı yapmak zorunda kaldığını ekledi.

Gümrük gecikmelerinin teslimat performansına etkisi

Bir diğer önemli sorun olarak gümrük kapılarındaki gecikmeler öne çıktı. Sedef’e göre sınır kapılarındaki yoğunluk ve detaylı belge kontrolleri, teslimat süreçlerini aksatabiliyor ve tedarik zincirinde belirsizlik yaratıyor. “Avrupalı müşteriler hızlı ve güvenilir teslimat bekliyor. Küçük bir gecikme bile müşteri ilişkilerini ve güveni olumsuz etkileyebilir” ifadelerini kullandı. Bu durumun sadece lojistik performansı değil, aynı zamanda rekabet gücünü de düşürdüğünü belirtti.

Çamsan Fabrikası

Türkiye merkezli firmaların rekabet konumu

Sedef, Türkiye merkezli üreticilerin Avrupa pazarında hem avantajlara hem de dezavantajlara sahip olduğunu söyledi. Coğrafi yakınlık, rakiplere göre daha hızlı taşımacılık imkânı sunarak önemli bir lojistik avantaj sağlıyor. Ancak bürokratik işlemler ve ek belge gerekliliklerinin bu avantajı zaman zaman azalttığını da vurguladı. “Türk sanayisi güçlü bir üretim kapasitesine sahip. Ancak idari süreçler ve taşımacılık verimsizlikleri Avrupa merkezli firmalara kıyasla rekabet gücünü sınırlayabiliyor ve mallarımız gümrükte beklemek zorunda kalıyor” dedi.

İthalat maliyetleri ve döviz kuru baskısı

Görüşmede ayrıca ithal edilen hammaddelerle ilgili sorunlar da gündeme geldi. Ek vergiler, gümrük vergileri ve denetim süreçlerinin üretim maliyetlerini artırdığı ifade edildi. Sedef, döviz kuru dalgalanmalarının finansal planlamayı daha da zorlaştırdığını, bu durumun ihracatçılar için uzun vadeli üretim tahminlerini daha riskli hale getirdiğini söyledi.

Yapısal reform ihtiyacı

Sedef, “Dijitalleşme, sürdürülebilirlik standartları ve küresel lojistik sistemler büyük ölçüde değişti. Türk ihracatçılarının Avrupa pazarında rekabetçi kalabilmesi için daha hızlı, daha şeffaf ve daha esnek bir ticaret çerçevesine ihtiyaç var” dedi. Görüşme, Türkiye’deki sanayi aktörleri arasında Türkiye–AB ticaret ilişkilerinin geleceğine dair artan endişeleri ve rekabet gücünü koruyabilmek için yapısal reform ihtiyacını ortaya koyuyor.

Sedef, mevcut sistemde en acil çözülmesi gereken konunun Gümrük Birliği’nin modernizasyonu olduğunu vurguladı. Mevcut yapının 1990’lı yılların ticaret koşullarını yansıttığını ve günümüz ekonomik gerçekleriyle artık uyumlu olmadığını ifade etti.